Lokum

Bu yazıya nereden başlasam ve nasıl devam etsem, bilmiyorum. Kafam öyle karışık ki muhtemelen karmakarışık bir şeyler yazıp asıl yazmak istediklerimi unutacağım. Bazı yazıları yazmak zordur ama bir şekilde yazılması gerekir.
Çocukluğumda yaşadığım bir korku sebebiyle yaklaşık 10 sene öncesine kadar ciddi boyutta bir kedi fobim vardı. Sokakta yürümek, bir kafede bahçede oturmak ve hatta pelüş oyuncak kediye dokunmak bile benim için irkilme sebebiydi. Bu halde yaşamak zordu, danıştığım psikolog bana hayatıma yavaş yavaş bir yavru kedi alabileceğimi söylediğinde bile ödüm kopmuştu. Eve yakın veterinere devamlı gidip “Oyuncu olmayan, böyle Garfield gibi bir kedi gelirse sahiplenmek istiyorum.”demiştim. Sonunda veteriner beni aradı ve çok ürkek 6 aylık bir kedinin geldiğini, rengininse sarı değil duman rengi olduğunu söyledi. Onunla ilk göz göze geldiğimizde hissetmiştim birbirimize iyi gelecektik. Ben ona neden bu kadar ürkek olduğunu sormayacaktım o da beni korkutmayacaktı. Evde bir canlının -kedinin- varlığına alışmam epey zaman aldı. Birbirimize uzaktan bakışlar atıyor ve mesafelerimizi koruyorduk. Derken bir gün,kaloriferin önündeki mindere üzüntüden kendimi attığımda hiç düşünmeden kucağıma atlayıp “mırrr mırrr” diye ses çıkarmaya başladı. Korkmaya bile fırsatım kalmadan onu severken buldum kendimi. Lokum, yaklaşık 5 yıl bizimle yaşadı. İlk yavrumuzdu ve yeri ikimiz için de çok özeldi. Duman rengi bir kediydi ama “duman” olamayacak kadar tatlıydı, o yüzden adını LOKUM koymuştum. Tipik bir “Ben istersem” kedisiydi. O isterse onu sevebilirdik mesela ama sevgisini bizden hiç esirgemezdi. Hamileyken de hep karnıma gelir ve mırrrlardı, öyle iyi gelirdi ki bu bana. Eşimin hapşurmaları artmasına rağmen bebek olunca evdeki kediyi gönderen çiftlerden olmayacaktık. Asla! Ama öyle olmadı ve alerji, hijyen gibi sebeplerle Lokum’a yeni bir yuva aramaya başladık. Lokumun tüyleri ince ve çoktu, hemen her yerden çıkabiliyordu. Bu durumla bebekle beraber yaşamayı öğrenmeme tercihimizi hep sorguladık ama ona mutlu olabileceği bir yuva bulunca da üzüntümüze rağmen ondan ayrıldık. Öncesinde ben Lokum adına blog hesapları açmış ve hatta imza günlerinde Lokum için kitaplar imzalatmıştım. Çünkü ondan bir gün kendi rızamızla uzaklaşacağımız aklımızın ucundan bile geçmiyordu.
Yeni yuvası, kuzenimin bahçeli eviydi. Evinde yıllarca kedileri,köpekleri olmuş oldukça deneyimli bir hayvan arkadaşıydı Tangül. Lokum onunla da 4.5 yıl kadar yaşadı ve bende asıl pişmanlık hissini yaratan da o süreç boyunca Lokumla pek az ilgilenmiş olmak oldu. Niyetimiz Lokumu çok sık ziyaret etmek, ona sevdiği mamalardan götürmek ve kendimizi hep hatırlatmaktı. Yap(a)madık. Evlerin uzaklığı, iş hayatının yoğunluğu, çocuklu olmanın getirdikleri bahanelerimiz oldu. Lokum’u görmeye gittiğimiz her ziyaret bende pişmanlığa sebep oluyordu. Belki bu vicdan azabıyla da yüzleşmek zor geldiğinden ziyaretlerimiz seyrekleşti. Tek mutluluğum, yeni evinde kapalı bir mekana sıkışıp kalmaması olmuştu. Hem evde hem bahçede özgürdü ve Tangül ile kızı Çağla -açıkçası- bizden daha iyi arkadaşlık yapıyordu.
Dün, Meşe Palamudu Kitap Kulübünde tesadüf, Lokum’un hikayesini anlattıktan kısa süre sonra Lokum’un öldüğünü öğrendim.”Yaşlı mıydı?”diye soran arkadaşlara cevap verirken fark ettim, Lokum evet yaşlıydı (10 yaş) ama ben onu belli bir yaşta dondurmuştum ve yaşlılığını kabul etmek istemiyordum.
Dün, eşim çocuklara “Haydi herkes anneye sarılsın.”dediğinde Elifin kulağıma eğilip “Anne ben acıktım.” demesiyle de kendime geldim. Bugün arada bir yerdeyim. Bana şu an her şey Lokum’u hatırlatıyor ve son zamanlarında yanında olamamak çok derin vicdan azabı çektiriyor.
Bu kütüphanenin ismini Lokum’dan almasam buraya bu kadar kişisel şeyler yazmazdım ama Lokum – bana mırrlamalarıyla sevgisini gösteren tatlı kedim- burada yaşamaya devam edecek. Kitaplarımı çok severdi ve onların üzerinde uyumaya bayılırdı.
İyi ki hayatıma girmişsin ıslak burun, tüy yumağı!
* Bizden sonra Lokum’a hayat arkadaşı olan canım kuzenlerime de kocaman teşekkürler.



lokumcocuk

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *