On Üç Günün Mektupları / Cemal Süreya

Okuma Listesi-2020‘yi hazırlarken aklıma gelen ilk madde “mektup türü” olmuştu. Mektup yazmayı çocukluğumdan beri çok severim. Epeydir de sadece arkadaşlarımdan gelen mektupları okumuştum 🙂 Bu yılın başında Tudem Yayınları’ndan çıkan “Cemal Süreya ve Çocuk” isimli kitabı okuduktan sonra aklıma yeniden Cemal Süreya düşmüştü. O sıra Elifle girdiğimiz Kaya Kitabevi’nde de “Üvercinka” bana göz kırpınca dayanamamış ve Cemal Süreya’dan neden daha fazla kitap okumadığımı düşünür olmuştum. Ve sonra karşıma “On Üç Günün Mektupları” çıktı.

Kitapta, Cemal Süreya’nın eşi Zuhal Tekkanat’a ameliyat olduğu zaman hastanede kaldığı on üç gün boyunca yazdığı mektuplar ve devamında da 1967-1978 yıllarını kapsayan mektupları var. Bu açıdan hem bir dönem okuması hem de kişisel tarihe tanıklık edebiliyoruz.

İnsan Niye Mektup Yazar?

“İnsan niye mektup yazar?” diye soruyor Erdal Öz, kitabın ön sözünde ve şöyle devam ediyor: “İkinci kişiye yazılan bir şeydir mektup. İki kişilik özel bir edimdir. Bu yüzden de gerek yazan, gerekse yazılan açısından, çok çok kişiseldir.”

Öyle büyük bir merak uyanmıştı ki içimde kitabı hiç bekletmeden tek solukta okudum. Okurken zaman zaman ağladım. Cemal Süreya’nın özlemini dile getirişi, parasız kaldıkları zamanda kenetlenmeleri, mektup ile haberleşmenin naifliği hepsi beni çok etkiledi. Erdal Öz’ün kitabın ön sözünde yer alan ‘çok çok kişiseldir’ sözü aklımdan çıkmadı. Gizli bir kapıyı aralıyormuşum gibi hissettim ve şimdiki zaman ile kıyaslayınca eskiden, yaşanan anların ne kadar kıymeti bilindiği konusunda içim burkuldu.

Mektuplar, tüketim değil birer üretim araçları bana kalırsa. Günümüz dünyasının çerçevesinden bakacak olursak mektup yazarken ve okurken çok keyifli bir nostalji yaşıyorum. Hemen her  gün -zaten- haberleştiğimiz birinin size yazdığı, “Şimdi gözlerini kapat ve nasıl olduğunu düşün. Beş dakika öncesini ya da sonrasını değil ama şimdiyi yaz. ” deyişi ve mektubun sonundaki tatlı göz yaşı bana Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak kitabının “İncelikler Yüzünden” bölümünde yazdıklarını anımsattı. (Ah, o kitabı buraya mutlaka eklemeliyim.)

“Sana rastlamak mutluluktu; sana sahip olmak başka bir şey başka bir ad bulmak gerek; “içine taşınması” gibi bir şey insanın.”

“Mektuplar biter, yollar uzar, özlemler büyür.
Burada duman, orada sis.”

Bu kitabı sevgili mektup arkadaşım Züleyha’ya içine doğum gününe on üç kala yazdığım mektupları da ekleyerek hediye edecektim ancak malum sebeplerle ne mektup yazabildim ne de burada bir kitapçıya sipariş verdiğim kitabımı alabildim. Onun yerine kitabı internet üzerinden yolladım ve kitap ona ulaşana kadar sessizce bu kitabın bende demlenmesini bekledim.

Bu yazı canım Züli ve Şirin’e ithaf edilmektedir.

Erdal Öz’ün sorusuna geri dönecek olursak, sizce insan neden mektup yazar?

*Yetişkin kategorisindeki yazılarım tam burada, Gece Treni’nde yer almaktadır.

lokumcocuk

3 Yorum

  1. Avatar
    Şirin Nisan 18, 2020

    tam şimdi önemsenmek ve karşılıklılık ihtiyacım o kadar karşılandı ki; kendimi gururlu, coşkulu ve ilham dolu hissediyorum ❤️

    Cevapla
    • Avatar
      lokumcocuk Nisan 18, 2020

      Hmmm ben nasıl hissediyorum acaba 🙂 Kendini ne güzel ifade etmişsin. Ben, seni tanıdığım ve çocukları uzaktan da olsa beraber büyüttüğümüz ve bu süreçte kendi gelişimimize tanıklık ettiğimiz için mutluyum. Arkadaşlık, güven, anlaşılma ihtiyaçlarım karşılandı :))

      Cevapla
  2. Avatar
    Nurdan Nisan 18, 2020

    Bence insan herşeyi konuşarak anlatamaz, o yüzden de yazar. Yazdığı kişi gerçekteki haliyle değilde, hayalindeki haliyle karşısında olduğunda, yazılan duygularda daha bir samimi olur ❤️

    Cevapla

Yorum yapabilirsin

<