Belirsizlik ve Değişim Günlüklerim-3

Günlükler -1 ve Günlükler-2 ‘yi okumuş muydunuz?

İki gündür 6’da uyanıyorum. Dün Enno’yu yazmak için kalkmıştım, bugün de Günlüklerime devam edebilmek için. Her hafta pazartesi günleri yayınlarım diyordum, üçüncü haftada bir sallantı oldu. Bu hafta gündemimde yoğun bir şekilde çocuklu hayat var ve ben biraz da bu sebeple günlüğün bu haftaki kısmını geç yayınlamış olacağım, biraz ironik evet.

Çocuklar (Önceki Hayatımız)

Herkesin hayatı V.Ö. ve V.S. olarak ayrıldığına göre, bugünlerdeki durumu tam kavrayabilmek için ben de çocuklu hayatımızın öncesinden bahsedeyim.

Yarın (22 Nisan) itibariyle Fethiye’ye gelişimizin birinci yılı dolacak. (“Fethiye’de Hayat” konu başlığında buradaki hayattan (bizim değil, genel) bahseden bir yazı var aklımda.) Burada yaşam şeklimiz, günlük rutinlerimiz bir açıdan tamamen değişti diğer yönden de tamamen aynı kaldı. Her sabah işe giden ve akşam 6’da eve gelen anne-baba, okula (bu sene anaokuluydu) giden 6 yaşında bir Elif ve bakıcı teyzesiyle evde kalan (aslında sokakta özgürce gezen demek daha doğru) 27 aylık bir Kerem kısmı aynen burada da devam etmişti. Sabahları dağılım şeklimiz farklılaştı. Eşim (kendisine arada karabalık dersem şaşırmayın) uzakta çalıştığı için sabah erken evden çıkıyor, ben uyanık ama aslında uyandığına biraz da pişman (!) iki çocukla hazırlanmaya ve mutlaka kahvaltı etmeye çalışıyor, 8.30’da Elif’i servise bindiriyor ve ardından arabayla işe gidiyordum.

Ankara’da metro kullanıyorduk ve her gün toplamda 1 saatlik kitap okuma zamanımız oluyordu, bunu çok özlüyorum. Metroda ayakta kalmak ve metronun kalabalık olması da sorun olmuyordu benim için. Kendimi dünyadan soyutlayabilme konusunda belli bir uzmanlığım var neticede 🙂

Akşamları eve geldik, yemek yedik derken saat 8’i buluyordu. Herkes kendi içinde biraz pert bir halde kalıyor, hafta sonlarını biraz özlemle çekiyorduk. Ancak hafta sonlarını da gerçekten yine bir koşturmaca, yetişme telaşı, yapmak istenilenler ile yapılanlar arasında sıkışıp kalarak yine yorgun bir şekilde haftaya başlıyorduk. Elif haftanın iki günü jimnastiğe bir günü de piyanoya gidiyordu. Bir çocuğun gelişimi için bu tarz aktiviteler ne kadar önemliyse de aslında çoğu zaman yetişmeye çalışmak ve öncesini / sonrasını ayarlamak (Kerem arabada uyur mu? Çıkmışken markete de girsek mi? Çocuklar hep dışarıdan yemek yemesin yanıma sandviç mi alsam?) özellikle benim için yorucu oluyordu. Burada, dünya batsa saçlarını taramaya devam edecek eşime (saçları kıymetli ne yapalım) hayatın aslında sadece o an’ını yaşadığı için gıpta ettiğimi söylemeden geçmeyeyim. (Kadın/erkek farkı konusunda dün şu yazıya denk geldim, ah dedim)

Yavaşlamak Üzerine

YAVAŞLAMAK / YAVAŞLAmaMAK / YAVAŞLAyaMAMAK
YAVAŞLAYAMAMAK/YAVAŞLAMAK
YAVAŞLAMAK/YAVAŞLAYAMAMAK/Yavaşlamak
Yavaşlamak  /  Y A V A Ş L A Y A M A M A K
Yavaşla y a m a m a k / YAVAŞ
Yavaşlama / Yavaş / yaVaş
Y a v a ş l a / y a v a ş
y   a   v   a   ş…

“Yavaşlamak” ile ilgili durumumu özetleyen kısa bir şiir yazdım. İlk satırlardaki “yavaşlamak” ifadesi bile aslında kelimenin anlamından ne kadar uzakta olduğumuzu anlatıyor. Bazen düşünüyorum, bu bizim elimizde olan bir şey mi(ydi) acaba? Şu an iki çocuklu hayatta tam olarak bunu yapabildiğimiz söylenemez ama en azından bazı şeylerin saati yok. Hatta saatli buluşma ve görüşmelerden biraz kaçınıyorum desem yeridir.

Yavaşlamak biraz da programsız olmak ve belirsizlikten de kaynaklanıyor. Sonra aklıma kaplumbağa ve tavşanın hikayesi geliyor. Bilge kaplumbağanın bildiği bir şey vardı, sadece önüne baktı ve ilerledi. Bu kadar. Böbürlenmedi, etrafta ne olduğuna bakmadı ve yürüdü. Bu açıdan bakınca “bir kurbağa gibi sakin ve dikkatli”nin yanına “bir kaplumbağa gibi emin ve an’ı yaşa”yı ekleyebiliriz.

Çocuklarla Hep Evde Olmak = Huniyi Hiç Çıkarmamak?

Mart ayının ikinci haftasından itibaren yani yaklaşık 1.5 aydır Elif de Kerem de evde. Bunu bir kez ördekler için dışarı çıkarak delmiştik, birkaç defa da sokakta scooter binmişlerdi. Ancak evimiz hastaneye çok yakın olduğundan ve evin girişine de hastane çalışanları dinlenmek için geldiğinden açıkçası tekrardan sokağa çıkarmaya cesaret edemedik. Oturduğumuz evin bir bahçesi de yok. Bize yetebilecek bir balkonu var ama denizden püfür püfür bir esinti aldığından hiç istemediğimiz halde salon (içinde açık mutfakta var ve çocuklu hayatta ne rahatmış dediğim şeylerden biri) ve çalışma odasına deyim yerindeyse tıkılıp kaldık.

Bir tarafım, önemli olanın hep bir arada ve sağlıklı olmamız olduğu gerçeği ve şükrü ile doluyken; diğer tarafım çok bölünmüş bir zaman dilimi yaşıyor. Aklım da yemek, çamaşır, temizlik gibi gündelik hayat gerçekleri ile doluyken bir bakıyorum çocuklarla pek ilgilenememiş hatta sabrım taşıp onlara bağırıp çağırmışım. Gün bitip kahve içemediysem veya iki satır da olsa yazamadım veya okuyamadıysam ne kadar da huysuz oluyorum, onu fark ettim.

Hem Özgürlük Hem Sınırlar: Netflix

İlk haftalar ve durumun belirsizliği, şimdi geriye dönüp bakınca öyle siyah görünüyor ki gözüme. İşe gitmeye de devam ettim ve bu yeni hayata adapte olma çalışmalarına da. Her şeyi esnettik ilk başta. (En güzel yanlışı da burada yaptık 🙂 Evimizde 8 yıldır televizyon yok. Elif 2 yaşına kadar herhangi bir video, çizgi film vb izlemedi sonra yavaş yavaş bildiğimiz çizgi filmlerden izledi. Geçtiğimiz bir ay öncesine kadar telefonda oyun oynandığı hakkında da fikri yoktu. (Benim de pek yoktu açıkçası) Son aylarda hafta sonları Netflix’ten çizgi film açmaya başlamıştık. Tüm bu gelişmelerde Kerem de henüz 27 aylık olmasına rağmen erkenden bu renkli dünya ile tanıştı.

Evinde televizyon olup bize göre daha “rahat” eden birçok aile gördüğümüz ve duyduğumuz için izlenen çizgi filmlerin ve oynanan oyunların saat/adet sınırlamasını kaldırmış olduk. Bu pek de kademeli bir geçiş olmadığından, çocuklarda herhangi bir olumlu gelişmeye sebep olmadığını tam tersi onları daha da hırçınlaştırdığını iki haftanın sonunda tamamen netleştirince rotamızı değiştirdik.

Ne Elif ne de Kerem kendi kendine oynayan, oyun kuran ve uyuyan (ah, uyku konusuna girersem çıkamam diye hiç girmiyorum.) çocuklar değiller (di). Ve anlaşabildikleri zaman dilimi 5-10 dakikayı geçmiyor(du). Parantez içlerine aldanıp bu süreçte müthiş bir değişim yaşandığı algısına kapılmayın. Ancak bir şeyler yavaş da olsa değişiyor.

Eskiden çoğunlukla sadece uykudan önce veya hafta sonları kitap okuyabiliyorduk. Şimdi günün istediğimiz saati istediğimiz kadar kitap okuyup kitapları konularına göre ayırabiliyor, karakterleri resim defterimize çizip konuşturabiliyor ve kitap etkinlikleri yapabiliyoruz.

İlk haftalarda fazlasıyla esnettiğimiz ekran saatlerini yumuşak bir geçişle yine azaltarak sınırladık. Bence çocuklar sınır olmasını, sandığımızdan daha çok seviyor. Temel prensiplerimizden biri yemek saatinde ekranın hiçbir şekilde olmamasıydı yıllardır, bundan hiç ödün vermedik.

Kurgusuz Zamanlar

Şimdi biraz daha uyanma-kahvaltı-bir dolu boş vakit (her gün değişen bir şeyler)- Kerem’in uykusu/uyanması- boş vakit-akşam yemeği-Netflixten zaman dili-uyku öncesi hem kudurma hem sakinleşme ile günü bitiriyoruz. Çocuklar bir şeyler izlerken aynı zamanda biz de dizi veya film izleyebilelim diye üyeliğimizi yükselttik, bu iyi oldu.

“Boş vakit” dediğim zamanları kurgulamıyoruz. Bazen canları çok sıkılıyor ve devamlı birbirlerine sarıyorlar, birbirlerinin oyununu bozuyorlar. Ortada gerçekten müdahale edilecek bir şey olduğunda bir anne kükremesi geliyor. Onun dışındaki ağlama seslerini kulaklarım duymamaya başladı artık. Kendilerini korumaya aldılar sanırım 🙂

Bu süreçte yine bir kez daha oyun/etkinlik annesi olmadığımı fark ettim. Yapmayı sevdiğim şey ne ise, onları öneriyorum ben de. Mesela Keremle balkon yıkamak. Elifle etkinlik /dikkat kitaplarından bir şeyler yapmak, bazen lego oynamak, en çok da kitaplarla vakit geçirmek. Ve durup durup resim yapıyoruz, kalemlerle bir arada olmayı seviyoruz. Geçen gün mesleklerle ilgili merak ettiği şeyler olunca, Büyüyünce Ne Olsam? kitabındaki mesleklere baktık ve Elif o gün “meteoroloji uzmanı” oldu. Bu ikimizin de eğlendiği bir aktivite oldu. Evde zaten parende atarak gezen bir çocuk, kapılardan geçerken de duvarlara tırmanıyor. Salondaki köşe takımının minderleri her an hoplama, zıplama, takla gibi işlerde kullanılmak üzere ortada. Oyun hamuru, satranç, katamino, tangram da genelde ortada oluyor ve oynanıyor.

Elif’in hayatında evcilik yok. Bebeklerle oynamak, onları konuşturmak gibi şeyler hiç olmadı. Böyle bir oyunun içine bir şekilde girdiyse de fazla kalmıyor, sanırım o da benim gibi sıkılıyor.

Elif’in evcilik oynamaya en yakın olduğu  zamanlar 🙂 ve olmazsa olmaz süpürgemiz

Daha sıklıkla günlük yazmaya başladık. Sevdikleri, merak ettikleri, ileride okuduğunda ona eğlenceli gelecek şeyler vb aklımıza ne gelse yazıyoruz. Mutfakta pasta, kek, kurabiye işleri elbette olmazsa olmazı oldu sanırım hemen her çocuklu ev için.

Bir de 9 Nisan’daki doğum gününde ona dijital bir fotoğraf makinesi hediye ettik. (Babasının çok eski makinesi) Ve onunla istediği gibi fotoğraf, video çekmeye başladı. Belgesel tarzda bir şeyler çekiyor, çekerken de eğleniyor.

Devamlı çocuklu ev / hayat diyorum çünkü pandemi süresince birbirimizi anlamamızın zor olduğu yaşamdan biri de “küçük çocuksuz hayat” diyebileceğim kategori. Bizim için zaman öyle hızlı ve dolu dolu geçiyor ki, kendimize vakit ayırmak için uykumuzdan ödün verip benim şu an yaptığım gibi kendimize vakit ayırmaya çalışıyoruz.

Geçen gün durup ciddi ciddi düşündüm, evde duruyor olmak hangi yaşam şekli için daha zordur/kolaydır diye. Cevabı bulamadım. Her ailenin ve tek tek bireylerin ihtiyaçları ve dengeleri öyle farklı ki. Mesela üç çocuklu olup bu süreci yine kendi normal seyrinde devam ettirdiğini düşündüğüm arkadaşlarım var. Anneme baksam, ki kendisi 65 yaş üstü, her gün en az bir defa dışarı çıkmaya, dolanmaya, gazete almaya alışkın biri evde, kalmak onu zorluyor ve sıkıyor. O yüzden çocuksuz olanlar evde daha rahat olabilir gibi bir savım yok. Herkesin kendine göre zorluğu ve kolaylığı var. Sorumluluğun ve iş yükünün artması gibi hususlar zorlayıcı görünse de belki de çaktırmadan bizi oyaladıkları için ruh sağlığımızı koruyorlardır, olamaz mı?

Sizde “yavaşlama” kısmı nasıl gidiyor? Çocuklu olarak evdeyseniz çocuklarla nasıl geçiyor vakit? Çocuksuzsanız hangi dizileri, filmleri izliyorsunuz?

Haftaya keşifler, şükürler ve aklıma gelen yeni fikirler olacak gibi, bekleyelim görelim.

lokumcocuk

1 Yorum

  1. Avatar
    Loveandsmile Nisan 25, 2020

    Ben de Kubi ye eski fotograf makinesini verdim epey sevdi 🙂
    Eba idi ödev idi lego kılıccılılk kitap film yemek….zaman dolu dolu geciyo

    Cevapla

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *