Duvar / Konuk Yazar: Züleyha Ersingün

Duvar kitabını okuyalı epey oldu. Okur okumaz burada paylaşmak istedim. Oturdum ekranın başına ancak bir şey yazamadım. Acaba nereden nasıl başlasam diye düşünürken Züleyha ile haberleştik ve kitabın onu da çok etkilediğini anlattı. Ve çok şaşırdığım (elbette mutluluktan da havalara uçtuğum) bir şey söyledi: “Lokum’a Duvar’ı yazmak istiyorum!” Bu muhabbet geçeli epey oldu aslında ama bizim internet sıkıntımız sebebiyle konuk yazarlarımı biraz beklettim. Duvar, içimdeki asiyi tetiklediği ve ona “tırnakların gücünü unutma” diye fısıldadığı için onu ayrıca seviyorum.

Sizin karşınıza çıkan duvarlara siz ne tepki veriyorsunuz?

“Artık birbirimizi göremiyorduk ama birbirimizi unutmuyorduk.”

O DUVAR, DUVARINIZ

Bizim kuşak kelimenin her anlamıyla duvarları iyi tanır. Çocukken etrafı duvarla çevrili müstakil evlerde otururduk. Dibine çiçekler ekilmiş, üzerinden komşu sohbetleri, ikram alışverişi yapılabilen, her bahar kireçlenen beyaz duvarlardı bunlar. Bazı evlerinse duvarları öyle umutsuzca yüksek olurdu ki bir taraftan evdekilerin bahçelerinde özgürce hareket etmelerini, güvenle oturmalarını sağlar; diğer taraftan da o bahçeyi dünyanın geri kalanından ayırarak bir esir kampına dönüştürürdü.

Ne de olsa ulu Ursula’nın dediği gibi “Bütün duvarlar iki yüzlüdür.”

Üstelik duvarların içindeki bahçelerin, dışındaki sokakların asıl sahibi olan biz çocuklar, en çok yüksek duvarları aşmaya, yüksekliği çok umut kırıcıysa üstünde bir delik açıp, içeride bizden saklananı görmeye çalışırdık. Biz komşu bahçelerin duvarlarıyla meşgulken dünyada da duvarların yıkıldığını görüyorduk televizyonlarda.  Ne için yapıldığını bilmesek de Berlin Duvarı’nın yıkılışını coşkuyla alkışladığımızı hatırlıyorum. Anlayacağınız çocuklar duvar sevmiyor.

Büyüdükçe karşıma başka duvarlar çıktı. Bazılarını ben örmüştüm, bazılarına tosladım. Bazıları can yakacak yükseklikteydi ve dibinde hiç çiçek yoktu. Anladım ki duvar ne kadar yüksekse içinde veya dışında o kadar yapayalnız oturuyor insan. Uçanbalık yayınlarından çıkan Duvar isimli kitabı görünce hem üstünde oturup kaynaştığımız duvarları düşündüm hem de küçük yaşta “dışarıda kalmış” hissettiren yüksek duvarları. Tanıdım bu oydu: Başlangıçta zor fark edilen, gittikçe yükselen duvardı. Önceleri sorun etmediğimiz, “yine de..” diyerek yaşattığı ayrılığı, ayrımcılığı görmezden geldiğimiz duvar. En sonunda ondan başka hiçbir şeyi görmemize izin vermeyen “yalnızlık”, “diğer tarafta kalmışlık” duvarı.

Frederic Maupome’nin insanı hayran bırakacak yalınlıktaki güçlü metni, Stephane Senegas’ın metni tamamlayan, evrenselleştiren ve çocuk dünyasına sokan çizimler ile Duvar, çok etkileyici bir kitap. Yazı karakteri ve puntosu ile kural dışılığı ve yaşsızlığı çağrıştırıyor. Resimli kitapların çocukların karşılaştığı ilk sanat eseri olduğu düşünülürse, bir sanat eserinde olması gerekeni yani.

Ne yazık ki ne ülkeleri ne de insanları birbirinden ayıran duvarlar yok olacak. İşte bu yüzden her çocuğun bu kitapla tanışmasını, bir duvarın nasıl yıkıldığını görmesini isterim. Çünkü duvarlar var oldukça, onları yıkmak isteyenler de var olacak. Yeter ki ihtiyaçları olan şeyin, özündeki gücü fark etmek ve tırnaklarını bilemek olduğunu bilsin.

Duvar
Yazan:Frederic Maupomé
Resimleyen: Stéphane Sénégas
Çeviren: Damla Kellecioğlu
Uçanbalık ,2019,52 sayfa,5+

Uçanbalık Yayınları’nın diğer kitaplarına buradan ulaşabilirsiniz.
Şu kitaplar da ilginizi çekebilir:
-Hadi Uç!
Başka Bir Yerde Yaşasaydım
Eksik Parça

 

lokumcocuk

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *