Okuma Bilmeyen Kitapçı

Eskiden kitaplarımın çoğunu metroda okurdum ve çoğu kitabım bu sebeple yamuk yumuk okumalara maruz kalmıştı. Metroda dediysem rahatça oturarak okumuyordum tabii; ayakta düşmemeye çalışırken veya sırada anlamsızca etrafıma bakınırken okumaya çalışıyordum.

Zamanla bu okuma şeklim evrildi ve çocukları uyuturken her durumda ve şekilde okuyabilmeye kadar gitti. Detaya girip konudan uzaklaşmayayım, son zamanlarda en çok Kerem’i uyuturken okuyorum. O gece tam karanlıkta uyumak istemişse tek elimde fener diğerinde Kerem’in elini tutarken… Biraz ışıkta ama kucağıma uzanıp uyuyacaksa belim iki büklüm şekilde… Önceden kucağımda veya ayağımda sallarken de okuyabilmeye başlamıştım. Dikkatimi sadece uykuya verirsem “Hadi, uyu artık” sürecine gelip gerginlik yaratabiliyordum. O yüzden şu an -nasıl rahatsanız ve nasıl uyuyacaksanız-gibi bizim aileye özel bir model geliştirdik. Hiç kimseye tavsiye etmem ama ben bu süreçte kitap okuyabildiğim için -okumalarım 554 kez bölünse de- memnunum.

Okuma Bilmeyen Kitapçı- Giriş Denemesi

Sabahın birinde ne çok yazasım varmış yine, Okuma Bilmeyen Kitapçı kitabını da ne şartlarda okuduğuma dair özet geçtiysem kitabımıza geçebilirim.

Bu kitabı tanıtım bülteninde görür görmez sevmiştim. Kapağındaki sevimlilik ve konusunun kitaplar olması bir kitabı hemen okumam için yeterli bir sebep. Ve buna yeni bitirdiğim, Kitap Evi ve Kağıt Ev okumaları da eklenince bu yıl belki de içinde kitaplar geçen kitaplar yılı olur diye sevindim. Hatta itiraf edeyim kitapçı bir arkadaşıma mesaj atıp kitapçı dükkanını hafta sonu sokağa çıkma yasaklarında bana kiralaması için onu ikna etmek için mesaj attım. İlginç olan, o buna zaten hazırmış. Kendimi bugün yine bu planı nasıl uygulayabileceğime dair hayaller kurarken yakaladım. Bu ara kafamı kitaplara biraz fazla takmış olabilir miyim? Tamam, sustum.

Okuma Bilmeyen Kitapçı- Gerçek Giriş

Property Jones‘un sıradışı bir hikayesi var. Henüz beş yaşındayken annesi ve babası onu bir kitapevinde terk ediyor ve kitapevinin sahipleri onun yeni ailesi oluyor. Ve asıl ilginç olan hep beraber kitapevinde yaşadıkları halde Property 11 yaşına geldiğinde onlara okuma yazma bilmediğini söyleme cesareti gösteremiyor. “Bu çocuk neden okula gitmemiş?” detayına takılmazsak -ben pek takılmadım aslında- hikayenin ilerleyen kısımlarında bir kitabı sevmek için ille de okuma yazma bilmeye gerek var mı sorusuyla yüzleşebiliyoruz.

Property ve yanlarında kaldığı yeni ailesi -abisi ve annesi- ile çekilişten kazandıkları devasa kitapevi sayesinde hayatları değişiyor. İşin içine kötü adamlar, başta kötü görünüp hatasını anlayanlar, yerinde duramayan bir kedi, bolca kitap kokusu ve macera giriyor.

Kitap belirli bir matematik içeriyor ve tahmini yüksek sayfalardan oluşuyor. Ancak yine de her an karşınıza kitaplar ve kitabı sarıp sarmalayan şahane çizimler ve çay kokusu geliyor. Bu sebeple okurken keyif aldım ve sonunda yazarla ile yapılan söyleşiyi görünce de şaşırdım. “Ne harika fikir!” diye düşündüm ve sayfayı çevirdiğimde de kitapla ilgili bir minik bulmaca görünce çocuk gibi sevindim.

Arka kapak yazısındaki alıntılardan birinde “Bu kitap, çocuğunuzun ömür boyu kitap sevgisi kazanması için altın bilet olabilir.” yazıyordu ve bu ifadeyi biraz abartılı bulmuştum. Kitabı okuduktan sonra şöyle düşündüm, bu kitabı okuyan 9-10 yaşlarında bir çocuk Property’nin sıradışı hikayesine ve kitabın düşmeyen ritmine tutunacak ve kitapların büyülü dünyasıyla tanışmış olacak. Kitapçıda yaşayabilme fikri belki ilham verecek, kim bilir.

Aile Olma Hakkında

Property’nin ailesi onu neden bir kitapçıda terk etti, bilmiyoruz. Ancak bize yan okuma olarak “aile” kavramı hakkında da düşünme imkanı veriyor.

Hayalimdeki Kitapçı

Hayalim bir çocuk kütüphanesine ev sahipliği yapabilmek ama içinde olmaktan keyif aldığım kitapçılardan bahsetmeden bu yazıyı bitirmek istemedim.

Öncelikle kitapevi sahibinin kitapları seven, bilen, önemseyen ve dükkanında ek bir şeyler satma ihtiyacı duymadan -canı isterse satsın tabii- bu işi yapıyor olması, (Bu sayede gerçekten daha bir seçki sunuyorlar.)
Kitapevinin metrekare olarak büyük olması çok önemli değil ancak kitapların belirli bir düzene göre ve düzgün bir şekilde sıralanmış olmaları,
Son çıkan kitaplar olduğu kadar eski kitaplara ve “çok satması gerekenler” gibi bölümlere sahip olması,
Az da olsa oturma alanı veya kitapları inceleyebilme köşeleri olması,
Ortamın sıcak, enerjisi yüksek ve temiz olması,
Fiyatlarının çok uçuk değil, ederi kadar olduğu,
İşini severek yaptığı her halinden belli olan çalışanların olduğu,
Tatlı bir yer…

Kaynak burada

Kitabın giriş paragrafında biraz düşüklük olduğunu not almışım, onun dışında gayet keyifli bir hikaye. Bir kitapçıda geçiyor, daha ne olsun, bilemiyorum. Kitabın orijinal adı olan “The Bookshop Girl” ün Türkçe çevirisi birebir yapılsaydı isim benzerliği olan diğer kitaplar arasında kaybolabilirdi. Bu sebeple “okuma bilmeyen” detayını ilgi çekici buldum.
Kitapçısın ve okuyamıyorsun, merak uyandırıcı değil mi?

Konusu kitap olan başka kitaplar da ilginizi çekebilir.

Okuma Bilmeyen Kitapçı hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

*”Kitap okumaya gerçekten vaktim yok!” diyenleri bozulan gözüm ve ağrıyan belim ile tanıştırasım var. Dürüst olup, “Canım kitap okumak istemiyor.” diyenlere saygım sonsuz. (Pek anlayamasam da 🙂

Okuma Bilmeyen Kitapçı
Yazan: Sylvia Bishop
Çizer: Ashley King
Timaş İlk Genç, 2021, 167 sayfa, 9+

lokumcocuk

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

<