Derin Düşünceler : Arkadaşlık

Gecenin saat 23.25’inde ani bir kararla Mantar Pano köşemde yeni bir bölüm açıyorum. Bunun adı belirsizlik ve değişim değil çünkü. Bunun adı Kirpinin Zarafeti‘ndeki Paloma’ya selam göndererek “Derin Düşünceler” oldu. Bu ara en derin düşüncem de arkadaşlık. Yazarken belki de kıvrımlarda saklananlara rastlarım bilmiyorum. (Riko’nun notları gibi açıklamalı notlar da alabilirim aslında.)

Arkadaşlıktan bahseden ve benim en sevdiğim kitaplardan biri Peter Brown‘ın “Arkadaşım Olacaksın!” kitabı ki ben okurken sonuna “Nihahahah” nidaları da ekliyorum ve okurken evde çocukları kovalıyorum arkadaşım olmaları için. Geçen gün bir an duraksadım ve bana “Arkadaşım olacaksın!” diyen birkaç kişiye karşı ne kadar tedirgin biraz da savunmasız hissettiğimi fark ettim. Açık iletişim kurabilmek bile bazen vakit gerektiriyor çünkü açık oluyorum adı altında dobralık/kırıcı/hakaretvari hareketleri/söylemleri sevmiyorum. Hatta geçtiğimiz 10 yıl özelinde öğrendiğim bir şey varsa o da konuşmadan veya hareket etmeden önce durmak/bakmak/soluklanmak gerektiği. “Öfkeyle kalkan zararla oturur.” atasözünün bir nevi tersten okunuşu.

Ancak diğer taraftan, “mış” gibi davranmak veya “aman o kırılmasın da ben kırılırım sorun yok” gibi bir yaklaşımdan çıkalı da yaklaşık beş sene oldu. Bu, insanı özgürleştiriyor ve kendine dürüst olmak insanın kendine olan saygısını da arttırıyor. Çünkü tam olarak ne istediğini / istemediğini biliyor ya da bunu yolda keşfediyor ve karşındakiyle paylaşıyorsun.

Öncesinde -ki buna 5 sene öncesi diyebiliriz- arkadaşlarımın büyük çoğunluğu sanal ortamdan olmayan, yüz yüze kahve içebildiğimiz ancak konuşmalarımızın belki o kadar da derine inemediği insanlardı. Sonra blogun da etkisiyle instagramı aktif kullanmaya başladım ve şu an en çok sevdiğim, canım dediğim arkadaşlarımı instagram sayesinde buldum. Aslında instagram sadece bir iletişim aracıydı, “sayesinde” olan kesinlikle çocuk kitaplarıydı. Bu öyle bir bağ ki dışarıdan bakan birileri gerçekten deli olduğunuzu düşünüyor ve bence bu harika bir delilik. İçinde olmaktan ayrıca mutluyum.

Herkesin kendince bir savunma mekanizması vardır. Benimkinin özeti “denge ve sınırlar” diyebiliriz. Üst üste aynı yerden kırıldıysam bunu açık ifade etmeye çalışırım. Tam tersi, karşı taraf da incindiği bir konuyu söylediğinde savunma yapmak yerine onu anlamak için dinler ve biraz süre isterim. Bunu da son yıllarda yapabilmeye başladım. Büyümek mi acaba bu? (Saati 00.57 yaptım ve migren ikinci gününe geçerken uyarıyı verdi, ağrı kesicilere güvenme yat dinlen diye, şimdilik burada bırakıyorum.)

Yeni bir akşamdan konuya devam edeyim. Fark ettim ki yazacak epey konu birikmiş. Ve bu ara “soru(n)lar” genelde buralardan geliyor. Arkadaşlık bazen ne kadar karmaşık oluyor. Oysa şunu düşünüyorum, yorulup yıpranıyorsan veya saklanan bir şeyler varsa onun adı “arkadaşlık” olabilir mi yine de?

Sınırlar & Denge

Benimle tanışan insanlar ikiye ayrılıyor. Bir kısmı beni çok sıcakkanlı, cana yakın buluyor diğerleri ise mesafeli ve soğuk. Bu durum beni de şaşırtıyor işin aslı. “Ben hangisiyim acaba?” diye kendimi sorguladığım da çok oluyor ne yalan söyleyeyim. Bunun elbette ki tek bir cevabı yok. Belki biraz ayna gibi. Siz nasıl görmek istiyorsanız karşınızdakini öyle görürmüşsünüz misali.

Soğuk ya da sıcak, mesafeli veya sıcakkanlı bence adının bir önemi yok. Karşı tarafın sınırlarını görebilmek konusunda biraz sezgisel olduğum için bu konuda pek aldanmıyor veya yanılmıyorum. Ancak söz konusu olan kendi sınırlarımı anlatıp aktarabilmekse bazen detaylı bir çizelge şart oluyor.

“Arkadaşım Olacaksın!” diyen birine o yüzden bugünlerde “Teşekkür ederim ama ben orada değilim.” demek istiyorum. Yani diyalog böyle gelişse gerçekten söyleyeceğim ama “arkadaşlık” adı altında olup bence içinde farklı kurgular ve ihtiyaçlar barındıran şeyleri de arkadaşlık adı altında kabul etmiyorum. Artık, evet bunu fark ediyor ve ona sadece gördüklerimi anlatıyorum.

Önemli olan da bu değil mi? Yolu bilmiyorsan yol tarifi vermeye çalışma! Dürüstlük konusunda son yıllarda epey yol kat ettim. Kendine dürüst olabilmenin özgürleştirici ruh halini çok sevdim. Bilmiyorsam, kimseye yol tarifi vermeye çalışmak yok. “Belki şu kişi size yardımcı olabilir.”

“Derin Düşünceler”i birileri okusun diye yazmadım. Düzelteyim, çünkü yanlış oldu. (Bile bile yanlış yazılan ifadelerin doğruluğa uzanan yolları) Derin düşüncelerimi, benim için derinlerde olan düşünceleri yazarak biraz rahatlamak ve paylaşmak için yazdım. Bu konuda içim epey doluymuş ancak şimdilik konuyu fazla uzatmayacağım.

Bu yazıdan sonra şu tip mesaj alma ihtimalim yüksek:
“Yazıda benden mi bahsediyorsun?”
Oldukça samimiyetle söyleyebilirim ki, kimse özelinde yazmadım ancak yazarken elbette bir dolu olay ve kişi geçti aklımdan. “Beni takipten nasıl çıkartırsın?” diyen serzeniş de kapıma naiflikle uğrayan o tatlılık da. Hepsi bir bütün aslında.

Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak kitabıyla bu yazıyı sonlandırayım, insanı sahi incelikler

lokumcocuk

1 Yorum

  1. Avatar
    Şirin Aralık 11, 2020

    Benzer zamanlarda benzer duygularla oturmak 😉 Duygular kitabımı okuyayım, bakalım neler söyleyecek bana 💕

    Cevapla

Yorum yapabilirsin

<