Martıya Uçmayı Öğreten Kedi

“Martıya uçmayı öğreten kedi”nin ismi beni gülümsetiyor.
Bir kedi var, bir de martı var. Bu kedi martıya uçmayı öğretiyor-muş.
Peki, neden?
Ama, nasıl? (ya da tam tersi)

Kengah, petrole bulandığı denizden, sadece çenesinin altında beyazlık olan kara kedi Zorba’nın yaşadığı evin balkonuna kadar uçmayı başarır.

Tam o anda yumurtasını bırakır ve Zorba’dan 3 şey için söz ister,
1. Yumurtayı yemeyeceğine söz ver.
2. Civciv çıkana kadar yumurtaya göz kulak olacağına söz ver.
3. Ve ona uçmayı öğreteceğine söz ver.
Bu 3 sözü okuduğumda “amanın” dedim, “Zorba’nın işi pek zor”
Sonra da düşündüm. Ben olsaydım ne yapardım/neler düşünürdüm diye.
Mesela bir kedi olsaydım,
“Hı hı tabii tabii” deyip geçiştirir miydim. Aslında bunu “insan” halime daha çok yakıştırdım 🙂
Kedi halimle düşünsem çatıların üzerinde gezinirken bu minik martıyı da yanımda taşır ve onu bir anda “Haydi uç bakalım” diye yalnız mı bırakırdım? (bu da çok insansı oldu)
Belki de uçmayı öğretmek yerine onu koruyup kollamaya devam eder ve uçarsa belki bir yeri incinir diye dertlenirdim. ( Bu tam bir anne-insan yaklaşımı değil de ne 🙂
Tam olarak “kedi” gibi düşünemediğime göre belki ZORBA gibi düşünüp akıl yürütmeliyim.
Öncelikle ne yapabileceğimi sevdiğim arkadaşlarıma danışabilirdim, minik martıya gözüm gibi bakıp etraftaki haylaz kedilerden martımı koruyabilirdim, bana “anne”dediğinde ona “ben senin annen değilim” deyip yine de ona annelik yapmaya devam ederdim belki, uçmayı öğretme konusunda ise tatlı bir şairin dizelerine takılır ve “sadece cesareti olanlar uçabilir” mi derdim?
Neden olmasın 🙂
Bu ara Latin Edebiyatından okumalar yapmak, içimdeki meraklı ama solgun papağana iyi geldi, hatta yeniden dirilmek istiyor diyebilirim.
Sepulveda’nın Miks, Maks ve Meks’in Öyküsü kitabında da olduğu gibi kediler üzerinden hayata dair bir şeyler sunması, dayanışma konusunda beni sarsması çok hoşuma gitti.
Zorba’dan sonra en sevdiğim kedi, Pupa Yelken isimli kedi ve onun terminolojisi oldu:

Mürekkep balığının mürekkebi adına!
Kaplumbağanın kabuğu adına!
Akrebin ayakları adına!
Barlam balığının solungaçları adına!
İspermeçet balinasının yağı adına!
Yılan balığının kıvranması adına!

“Uçmak, son derece kişisel bir karar” diyordu kitabın bir yerinde, aklıma “Martı” kitabı geldi bu yüzden.
Uçmak eylemini bir metafor gibi algıladım ve “Ben ne zaman, nasıl uçtum acaba” diye düşünmeden edemedim. İlk uçuş üniversiteyi kazanıp memleketten ve aile hayatından ayrılıp Ankaraya gelmem ve yurtta kalmaya başlamamla oldu sanki. Alışma evresinden sonra bir anda okulun bitmesi ve “işsiz mi kaldım ben şimdi?” halleriyle geçen zamandan sonraki mini uçuş işe girme ve para kazanma evresi olabilir. Elif’in doğumu ve benim anne olmam ise daha önce hiç gitmediğim bir coğrafyada gözlerini açmak gibi(ydi)
2015te bu uçuş, kendini “farkındalık” alanlarında gösterdi. Okumaktan ziyade okuduklarımı anlayabilme yetisinde gelişme olduğunu gözlemledim. Her gün gördüğüm ağaçlar gözüme daha farklı geldi. Mutluluk sebeplerim oldu ya da onları ben yarattım/keşfettim.
Hayatımdaki ZORBA kimdi acaba diye düşündüm.
İçinde biraz ben biraz ailem biraz arkadaşlarım biraz Lokum biraz Elif olan çok kalabalık bir ekip bu. Benim hayatımdaki Zorba tek bir kişi değil ama “kedibalığının kuyruğu adına!” hepsi o kadar değerli ki!
Esoşun Çizimlerinde dün “Martıya Uçmayı Öğreten Kedi” vardı, gülümsedim çizerken, teşekkür ettim Sepulveda’ya, bana değerler konusunda düşündürdükleri için.
Şanslı’yı birlikte uçurduğumuz canım CKK, iyi ki varsınız!

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi

Yazan: Luis Sepulveda
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Çeviren: Saadet Özen
Yaş grubu: 8+
Can Çocuk, Ağustos 2010, 125 sayfa, karton kapak
lokumcocuk

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *