Roko İle Konuşmalar

İletişim Yayınlarının “az ve öz” çocuk kitabı yayınlama politikalarını çok seviyorum. Dolayısıyla, yayınladıkları kitapları çok tereddüt etmeden okuma listeme kaydediyorum. Roko’nun kapak görseline vurulmuş ve beklentimi de epey yükseltmiştim. Güzel olan, tüm beklentilerimi fazlasıyla karşılaması oldu. Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak kitabını okumadım henüz ama onu da çok merak ettim.

Ben çocukken (farklı yazılarda satır aralarında bahsetmiştim ama yenilemek iyi olacak) yaşadığımız mahalle işlek sokaklardan meydana geliyordu. Oynamak için alan az, arabalar için yer çoktu. Bu durum bazı aileler için herhangi bir sorun teşkil etmiyordu. Çocuklarını özgürce sokağa salıveriyorlardı, arada da ellerine salçalı ekmek tutuşturuyorlardı. Bazı aileler biraz fazla pimpirikliydi ve çocukları sokağa asla bırakmıyor, “güvenli alan”da -evde veya damda- olduklarından emin oluyorlardı. Benim ailem ikinci tipteydi ve ilginçtir onları yıllarca bu sebeple eleştirmeme rağmen, şu an ben ebeveyn olarak aynı evde aynı konumda olsam acaba Kerem ve Elif’in sokakta oynamasına izin verir miydim? sorusuna “Kesinlikle evet” diyemiyorum. O yüzden bu kitabı okurken Nisa’yı güzelce sarıp sarmaladım.”Seni çok iyi anlıyorum.” dedim ve Roko ile sohbetlerine ortak oldum.

Kitapta tam 13 öykü var ve bu haliyle okuması, soluklanması ardından devam etmesi oldukça keyifli. Roko için “yerli Kumkurdu” benzetmesi yapacağım ama sanırım kitabı okuyan birçok kişinin aklına aynı benzetme gelmiştir. Arkadaşı olmadığı için canı sıkılan bir çocuğun başka bir canlıyla (insan olması elbette ki şart değil) basit görünen konular ardından derin bir felsefi sorgulama yaşa(t)ması, pek sık rastladığımız bir tür değil. Bunu eline yüzüne bulaştırmadan, gerçekleri de sakınmadan söyleyerek ve en önemlisi didaktik olmayan bir dil ile ifade etmek pek kolay olmasa gerek.
Sibirya’dan Ekvator’a Kuzey Yarımkürenin gelmiş geçmiş en zeki, en soylu, en kara kargası ile iletişim kuracak olsanız siz ne yapardınız?

“Bir karga nasıl unutur karga olduğunu?”
“Uzun süre kimse hatırlatmazsa, sen de küçük bir kız olduğunu unutabilirsin.”

“Bize benzemeyeni neden seviyoruz?” diye sordu sonra.
“Çünkü dünyanın sadece bize ait olmadığını hatırlatıyor. Onun yüzüne baktığımızda,bizde olmayan bir şey görüyoruz. Sandığımız gibi mükemmel değil de eksik olduğumuzu anlayınca, kendimizi zayıf ve çaresiz hissediyoruz. Zorbalar da böyle ortaya çıkıyor. Kendilerine benzemeyeni bunun için yok etmek istiyorlar. Eksik olduklarını unutabilmek için.”

“Hayatta bildiğimizi bildiğimiz şeyler vardır,” dedi Roko Nisa’nın
hâlâ bir şeyler bekler gibi kendisine baktığını görünce, aceleyle ekledi: “Sonra bilmediğimizi bildiğimiz şeyler vardır. Hatta bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler bile vardır.”

Kitabın adı “Roko ile Nisa” değil. Neden değil? “Roko ile konuşmalar” isminin gizemi daha cazip geldi bana da. Bir de bu isimle yaklaşınca Roko ile sadece Nisa’nın değil de yalnızlık çeken ve bir arkadaşa ihtiyaç duyan tüm çocukları kapsayabileceğini düşündüm.

Kitaptaki çizimlerin sahibi Zeynep Özatalay’ın hikayeyi çok çok severek resimlediği öyle belli oluyor ki. Yazı/çizi uyumu da metnin genel dokusunu pekiştiriyor.
Benim en sevdiklerim legodan gemiler, simidin başlangıcı, anneannenin neleri unutmayacağı hikayeleri oldu.

Roko İle Konuşmalar
Yazan: Meltem Gürle
Resimleyen: Zeynep Özatalay
İletişim,2018, 87 sayfa, 9+

lokumcocuk

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *