Akim Koşuyor

Sene 1990. Ben henüz 5 yaşındayım ama kısa süre sonra okula başlayıp çabucak büyüyeceğimden habersizim. Evimiz 3 katlı, minik bir limon ağacını barındıran müstakil bir ev. Alt katlarda teyzemler oturuyor, biz üçüncü kattayız. En büyük eğlencem ya dama çıkmak ya da arka bahçedeki limon ağacının orada koşturmak. Büyüklerin ciddi ve soğuk konuşmaya başladıkları bir dönem geliyor. Yanımızda anlaşılmaz ifadelerle konuşsalar da yüz ifadeleri iç dünyalarındaki korkuyu anlatır gibi. “İncirlik” dedikleri yere yakın oturduğumuz için bir tehlike olduğundan bahsediliyor ve eve kocaman bantlar geliyor. Onların bizi koruyacağına öyle net inanıyoruz ki evdeki camların tüm kenarlarını bu bantlar, sonradan öğrendiğim ve uzun süre dilime yerleşecek haliyle, Saddam bantları ile kaplıyoruz. Ben annemlere çaktırmadan odamdaki camlara biraz daha bant koyuyorum sonradan, ne olur ne olmaz. Saddam’ın bir insan olduğunu ve bize neden saldırmak isteyebileceğini anlayamıyorum. “Ben bir şey yapmadım ki…” diyorum, başımı okşayıp bana gülümsediklerini anımsıyorum. Bir savaş olması için aslında bir sebep de gerekmediğini o günlerde beynime kazınmış tohumlardan besliyorum.
Akimle dün “iyi kitap avı”na çıktığımda tanıştım. Dost’ta onu yalnız bırakmak istemedim. Ayak üstü sayfaları çevirdim ve son sayfaya geldiğimde baktım gözümden akan yaş sayfaya düşmüş, göz yaşımı orada bırakmaya gönlüm razı gelmedi ve kitabı hemen aldım. Dönüş yolunda metroda bu kez gerçekten gözümde yaşlarla okuyordum. “Ah, Akim,” dedim; “Seni öyle iyi anlıyorum ki…” 
İşin aslı anlamam mümkün değildi. Bir şeyin gerçekleşme ihtimali olması ile gerçekleşmesi arasında dağlar kadar fark vardı. Ben de dağa giden yolun başında durmuştum ama şanslıydım ki o dağı yürümem gerekmemişti. Ama Akim…

Kuma Nehri‘nin kıyısında diğer çocuklarla birlikte huzur içinde oyun oynarlarken bir anda gökyüzünde boğuk gürültüler ve silah sesleri duyuyorlar. Köydeki herkesle beraber Akim de koşmaya başlıyor. Eve gidip ailesini bulmaya çalışıyor ama evi yerle bir olmuş ve ailesi de ortada yok. Ona yardım eli uzatan bir büyük ile beraber koşmaya başlıyor ancak ona yetişemiyor ve tek başına kalıyor, korkuyor. Tam orada da ilk çarpıcı görüntü ile karşılaşıyor. Ölmüş birinin cansız bedeniyle karşılaşan bir çocuğun gözlerindeki koyu karanlık ifade bu kitapta beni en çok etkileyen çizimlerden biri oldu.

Bir diğeri de Akim’e annelik yapan iki farklı kadının onu sarıp sarmalaması. Akim’in kendini onlara bırakması, teslim olması… Bir çocuğun en temeldeki “güvende olma/hissetme” ihtiyacını bu anlar ve çöpten bulduğu oyuncak ayıya sarılmasında yaşaması öyle etkileyici işlenmiş ki hikayede, boğazınızda düğümler oluşmaması zor.

Peki ya tutsaklık? Akim bunu da yaşıyor ve yeniden koşmaya başlamadan önce askerler için kuyudan su çıkartıp ağır işlerde de çalıştırılıyor.

Akim koşuyor çünkü koşması gerekiyor. Nerede olduklarını bilmese de bulmaya çalıştığı bir ailesi var. Koşmasının sonunda bir grup insanla beraber nehri geçip Mapam köyüne doğru tekrar yola koyuluyorlar. Vardıkları yer bir mülteci kampı. Oradaki çocuklarla oynamak içinden gelmiyor Akim’in ama onu sarıp sarmalayan bir şey var; Binbir Gece masalları. Her masal mutlu sonla mı biter bilmiyorum ama Akim’in masalı gerçekten beklemediğimiz bir anda gelen yıldız yağmuru etkisiyle bitiyor. 
Çok detay vermemeye çalışarak ama Akim’in yaşadıklarına da tanık olmanız için sizi biraz onunla koşturarak yazmaya çalıştım. Ben Akimle koşmayı sevdim. Çocukluğumda kalmış ve Akimle karşılaşana kadar orada saklandıklarını fark etmediğim yaralarımı sarmama da yardımcı oldu. 

Çocuklara anlatması zor konulardan biri de “savaş”. Anlatmanın zorluğu bence olayın gereksiz ve saçma olmasından kaynaklanıyor. “İyi de neden?” sorusuna ben hiçbir çocuğun ikna olduğuna inanmazken (iyi ki) onları pamuklara sarıp sarmaladığımız yerden çıkartıp böyle şeylerin varlığından haberdar etmemizi ve bunu da Akim gibi iyi işlenmiş kitaplarla yapmamızın yerinde olduğunu düşünüyorum. Bu kitap, biraz Balık (Laura S. Matthews) biraz Yolculuk (Francesca Sanna) ama çokça Akim. Ve yaş grubu konusu yine çocuğa göre değişebilecek olmakla beraber 8 yaş ve üzeri grupla daha iyi oturacağını düşünüyorum.

Ginko Çocuk yayın dünyasına yeni adım atmış bir yayınevi. Sayfalarındaki yakında yayınlayacakları kitaplara bakınca heyecan duydum. Akim Koşuyor kitabının ilk sayfalarına buradan bakabilirsiniz. Bu kitabı okuduktan sonra çocuğunuzla veya öğrencinizle yapabileceğiniz oldukça detaylı bir etkinlik rehberi de var. Böyle bir kapsam ile ilk kez karşılaşıyorum ve özellikle bu kitap için oldukça faydalı olacaktır.
Sekseni aşkın resimli ve çocuk kitabı yayınlayan yazar Claude K. DuboisAkim Koşuyor” kitabıyla 2014 yılında Alman Gençlik Edebiyatı ödülü kazanmış.

Akim Koşuyor
Yazan ve Resimleyen: Claude K. Dubois
Çeviren: Ferhat Sarı
Ginko Çocuk, 2019, 96 sayfa, 8+

lokumcocuk

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *