Canavarın Çağrısı / Patrick Ness

İlk defa bir kitap hakkında yazacağım yorum yazısına kitabı bitirmeden başlıyorum. Çünkü şu an hissettiğim şey tam da bu. Yazmak. Aslında biraz koşmak da fena olmazdı. Yazı bitince de muhtemelen koşmak için çıkarım.
İlk okul dördüncü sınıftayım. Belki de beşinci. İkisi arasında derin farklar yok hatıralarımda. İkisi için de okul dışı yaptığım tek şey annemle dershaneye gitmek. Dershanedeki öğretmenim annem.Bu durum beni ara ara öyle zorluyor ki “Neden?” diyorum, bu bazen “Keşke”lere dönüyor ve bana sonsuz kez bitmeyecek gibi gelen günün birinde eve gidiyoruz. Evde bolca misafir var ve ben hiç kimseyle görüşmek istemiyorum.

Ama bir görünme ihtiyacım da var. Bunun adı konuşmak da olabilir belki yemek yemek de. Ama ilgi çekmek değil. Onu biliyorum. Tam o sırada karşılaştık onunla. Beni korkutmak için geldiğini düşündüğüm için korktum. İnsan zihni çocukken de oldukça acayip aslında. Düşünmeden yani bir şeyi olduğu haliyle görmesi için zaman geçmesi gerekiyor. Beni korkutan şey ne idi, elbette ki bu yazıya yazmayacağım. Bu, onu fazla görünür kılmak demek olurdu ama asıl yapmak istediğim kendimi görünür kılmak.
O günden sonra da karşılaştık ve ben her an karşılaşacağımız telaşı (belki umudu?) ile hayatımın akışını durdurdum.


Aradan uzun yıllar geçti ve onunla karşılaşmamızı ilk günkü kadar taze tutmaya devam ettim. Bunu neden yaptığımı anlayamıyordum. Bugün anlamaya başladım. Anladım dersem aradan geçen yıllardaki belirsizliğe haksızlık olur. Bir süredir kitaplığımda bir köşede duran ve çevremdeki herkesin okuduğu bir kitabın bu kilidi açabileceğini söyleseler çocuk aklımla bile inanmazdım ki o gerçekten her şeye inanmaya daha meyillidir. Ve daha ilginci, bana bu kitapla ilgili yorumumu soranlara “Evet,okudum.” demiş olmam. Bu, acaba kitabı fazla görmemle mi ilgili yoksa kitabı okumamış olmak ihtimali bana da uzak mı gelmişti? 

Canavar?

Daha ilk satırlardan itibaren o şey yine karşıma çıkınca (bu kez hayali olarak) hikayenin beni içine çekeceğini anlamıştım. “Connor…” diye seslenen Canavar bu kez neden “Esra…” diyordu ve ben ona bakmaya cesaret edemiyordum, bilmiyorum. Gece çocukları uyuturken sızdım ve saate bakmaya korktuğum bir an elektrikler gidince gözlerimi açıverdim. Korkuyu fark ettim ve o şeyin bana çocukken neler hissettirdikleriyle yüzleştim. Kilit koyduğum kapılarda “klik” sesini duydum ve içeriye bakınca -hep hayal ettiğim gibi- simsiyah olmadığını gördüm. Canavar’ın istediği tek şey, gerçeğin ta kendisi ve ben bunu ona çoktan vermiş olduğumu düşünüyor(d)um. “Bazen insanlar en büyük yalanları kendilerine söylemek zorunda kalırlar.”

Ancak fısıldadığı üç hikayeden ve Conor’dan (benden) istediği dördüncü hikayeden sonra anladım ki hikayeler vahşi hayvanlar gibiydi ve hiç tahmin etmediğiniz yönlere gidebiliyorlardı.
Gerçeklerin de bu vahşilikten payını aldığını sevdiklerim hastalandığında ve onları aniden kaybettiğimde anlamıştım. Sonrasında yaşadıklarıma biri yaşadığın zorluklar yüzünden dediğinde ben de Conor’un Lily’e verdiği tepkinin aynısını hissediyordum.

“Bir an için, güneş bulutların ardında kaybolur gibi oldu.Bir an için, Conor hızla yaklaşmakta olan gök gürültülü fırtınadan başka bir şey göremedi. Çakmaya hazır şimşeklerin gökyüzünde patlayacaklarını ve bedeninden geçip yumruklarından çıkacaklarını hissediyordu ve bir an için, havayı kavrayabileceğini ve onu Lily’nin etrafına dolayıp kızı ortadan ikiye bölebileceğini…”

Öfke hissi Kofi’den tanıdık geliyor ama bu duygu ile ne yapmam gerektiğini bilemiyordum. Conor’un annesinin ona söyledikleri öyle anlamlı geldi ki; “Ne kadar kızgın olman gerekiyorsa ol. Kimsenin seni engellemesine izin verme. Ve eğer bir şeyleri kırıp dökmen gerekiyorsa, o zaman var gücünle kır ve dök.”
Bunu Canavarla paylaştığımda bana o kocaman sırıtışını yaptı ve “Her zaman iyi taraf diye bir şey olmayabilir. Ya da kötü taraf. Çoğu insan, ortada bir yerdedir.”diye fısıldadı. Ve bu da beni “iyi” etiketi altında ezilmiş, “kötü” tarafta rahatlamış mevcutluğa götürdü. Ortada bir yerde olmak, belki daha güvenli bir yerdi.

Canavar benim yanıma da Conor’un yanına geldiği gibi porsuk ağacı kılığında gelmişti ve varlığını hiç unut(a)madığım ama bir şekilde gömdüğüm gerçeklerle yüzleşmem için beni zorlamıştı. Onu ben çağırmamış olsam şimdi bu kitabı okumuş olur muydum?
“Eğer gerçeği dile getirirsen,başına her ne gelirse gelsin onunla yüzleşebilirsin.” Anahtar buydu, gerisi “klik” sesinden sonra içeriye bakmak, renkleri fark etmek ve yüksek sesle o gerçeği haykırmaktı.
Eminim bunu, en azından bir kez, yapmayı istemiş ve hatta şanslıysanız belki yapmışsınızdır. 

Ne hakkında?

Bu kitabın ne hakkında olduğunu yazmak sanırım en zoru. Kolay tarafından başlayacak olursam; Canavarın Çağrısı, Sıobhan Dowd’un başladığı ama ölümü sebebiyle bitiremediği ve Patrick Ness’in tamamladığı (belki de aslına sadık kalarak yeniden yazdığı) bir öykü.
On üç yaşındaki Conor’ın annesinin hastalığı sebebiyle yaşadıklarının, şifaya inanmayı tercih ederken aslında farklı bir gerçeklikte olduğunu keşfetmesinin yolculuğu. Bu yolculukta ona bir canavar rehberlik ediyor. Kapağa bakıp bu kitabın türünün korku olduğunu düşünmeyin sakın, adı Canavar olan her şey gerçekten kötü olmayabilir. Tamamen iyi olmak zorunda olmadığı gibi…

Kitabı iki metro ve iki kez de kahve içimlik (Türk kahvesi- bu detay önemli) oturduğum kafede okuyarak bitirdim. Kitabın sonuna doğru metroda olmam hiç iyi olmadı. Ağlamaya başladığımı, kötü göründüğümü fark etmemiştim, ta ki bana bir süredir seslendiğini duyduğum amcanın sesiyle irkilene kadar: “Kızım, gel buraya otur!” Gözlerimi mıknatısla yapışmış gibi kilitlenen sayfadan kendimi o koltuğa nasıl attım, hiçbir fikrim yok. 

Kitabı bitirdiğimde büsbütün farklı, tümüyle aynı hissediyordum. Yazıya başladığımda ise açlık, susuzluk, baş dönmesi ve mide ağrılarım vardı. Yazı bittiğinde günlük yürüyüşlerde karşıma çıkan porsuk ağacının meyvelerine dokunabilecek kadar iyiydim. Biraz kırmızı ama sağlam.

“Hikayeler, eğer içlerinde gerçeği barındırıyorlarsa, her şeyden daha önemli olabilirler.”

* Kitaptan uyarlanan filmin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
** Belki Ekşilina’yı da hatırlamak isteyen olursa diye,yazı linkini ekliyorum.


Canavarın Çağrısı
Yazan: Patrick Ness
Çeviren: Arif Cem Ünver
Tudem, 2014, 215 sayfa, 12+

lokumcocuk

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Avatar
    ebrutoslak Mayıs 10, 2019

    Kitaba başlayıp nedense uzun bir ara vermiştim. Şimdi yeniden başlayıp bitirince, senin yazını okumak istedim.
    Bazı çocuklar ve görünmek meselesi. …
    Ben çocukken, babamın iş yerinde ailece çalışmak zorunda kalmışlığım olan günler. Annenle dershanedeki o şeyi çok iyi anlıyorum. Sonra işte, Connor.. Canavar.
    Gerçeği söyleyebilmek…-ebilmek…
    Bu kitabı bir daha okumak isterim…İyiki bahsetmişsin. 💟

    Cevapla

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *