Ejderha Kanadı

Ejderha Kanadı kitabını -tam tarihi hatırlamıyorum bile- çok önceden bir sahaftan almıştım. Konusu ilgimi çekmişti ancak Sema bir fotoğrafta görüp bana kitabı hatırlatmasa okumamı öne çekme niyetim yoktu. Geçen gün okurken de tam da bu yüzden ikilemde kaldım. Bazen kitabın ismi, konusu ve hatta anlatımı da iyi gider, bütün olarak size hitap eder ancak işte bir şey eksiktir ve o parça olmayınca puzzle tamamlanmaz.
Daha önce engelli bireylerin yaşadıkları sorunlara ve zorluklara odaklanan kitaplar okumuştum ama abisi engelli olan bir küçük kızın yaşadıklarına bu kadar yakından tanık olduğumu hatırlamıyorum. Anne için bu durum yani abisi Jakob’un erken doğumuyla gelen fiziksel ve zihinsel engellilik hali her ne kadar “olağan” ve “alışılmış” bir şey olsa da en zorlandığı konu, çevrelerindeki insanların (sokaktakiler, komşular, okul arkadaşları) yaklaşımları. Kendisi de bu duruma karşı tam olarak ne yapması ve ne düşünmesi gerektiğini bilemiyor. Ailesinin en büyük endişesi Jakob dışında bir arkadaşının olmaması ve arkadaş çevresindeki herkesi reddetmesi. Tam bu noktada devreye sıklıkla görüştükleri ve ortak sırları olan büyükbaba giriyor. Bir nebze olsun onu rahatlatan ve yanındayken iyi hissettiği birinin olması güzel ancak burada da büyükbabanın tatile gitmesiyle eksik kalan parçalar var. Kızının bir sinir boşalması sırasında ona yüreklendirici ifadeleriyle destek vermesi kitaptaki iki önemli noktadan birini oluşturuyor bence.
“Bütün bunlar senin için çok fazla, Susanne. Kafanı takma… Sorun değil… Hayır, hemen kendini toparlamak zorunda değilsin, her zaman güçlü olmak zorunda değilsin, kimse senden bunu beklemiyor, yalnızca sen kendin bekliyorsun. Her zaman adil olmak zorunda da değilsin, Susanne, kimse bunu başaramaz, kimse, sen de öyle.”
Bu ayna ile beraber Anne ve Jakob’un annesi Susanne toparlanıyor ve sadece kardeşin değil, bir ailenin ve en çok da annenin 17 yıllık süreçte neler yaşamış olabileceğine tanık oluyoruz. Kendine yüklenmeme ve kardeşlere adil davranmaya çalışmak konusunda annenin kendini tüketmiş olduğunu görmek beni de sarstı.

Anne’ı dış dünyaya açan ve hikayenin asıl kahramanı ise Lea. Flüt dersinde tanışıyorlar ve Lea’nın sıcak samimi tavrı ile kısa sürede arkadaş oluyorlar. Kitapta ikinci sevdiğim yer ise Lea’nın Anne’a tuttuğu ayna ve küs oldukları bir dönem sonrasında Lea’nın sarf ettiği sözler:
“Senin ve Jakob’un çevresine bir duvar örüyorsun. Kimseyi içeri almıyorsun. Anlamalarına da yardım etmiyorsun. Birinin bakmasını istemiyorsun, ötekinin başını çevirmesini. Soru sormalarını da istemiyorsun, susmalarını da. Asıl istediğin ne?”

Kitabı okurken en çok zorlandığım husus, karakterin adının “Anne” olmasıydı. Bazı yerlerde “Acaba hangi Anne bu; anne olan mı yoksa kızdan mı bahsediliyor?” diye duraksadım.
Engelli bir abiye sahip olmak konusunu Ejderha Kanadı‘nda okuyoruz, engelli bir kardeşe sahip olmak ise Via aracılığıyla kısmen de olsa Mucize kitabında yer almıştı. Henüz okumadım ama benzer bir konuyu ele alan Kardeşimm Benim kitabını da merak ediyorum.
Bu kitapla ilgili bendeki eksik parçalardan biri de ismi. Hikayede sadece büyükbabanın şemsiyesinde adı geçen ejderhanın kitaba ismini neden verdiğini ben mi kaçırdım acaba diye dönüp tekrardan baktım ama bulamadım.
Renate Welsh ismini biraz araştırdım ve Astrid Lindgren adaylığı olduğunu öğrendim. Türkçeye çevrilmiş çok fazla kitabı yok. Kim bilir belki yakın zamanda diğer kitaplarını da okuruz.

Ejderha Kanadı
Yazan: Renate Welsh
İş Bankası, 2008,120 sayfa,9+

lokumcocuk

Benzer yazılar

0 Yorum

Yorum gözükmüyor

Şu anda yorum yok, bu yazı için ilk yorumu sen yapabilirsin!

Yorum yapabilirsin

Your email address will not be published. Required fields are marked *